In major disasters, public pressure can force authorities to make a statement and allow the state to temporarily focus on the incident. This is a reflex that takes Türkiye one step higher. However, Türkiye’s main problem is the lack of institutionalization of public opinion.

After a disaster occurs, society rightfully reacts harshly; State officials are forced to see the incident and make a statement. But after this point the process is interrupted. The reaction remains instantaneous, continuity is not provided.

I liken this situation to the police system in GTA: The number of stars increases depending on the crime committed, and as the stars increase, the state’s response becomes harsher. But when the stars disappear, everyone goes back to their lives as if nothing had happened.

After disasters, the public does not receive a comprehensive report that covers all aspects of the incident. Those responsible are not dismissed, and no administrative or political price is paid. How many people were dismissed from the central government after the earthquake or forest fires? Where are the reports prepared after these disasters? Have the causes and solutions to the problems been shared with the public? No.

In summary, there is reaction in Türkiye, but there is no continuity. Accountability remains momentary, it does not turn into institutional memory and permanent control.

https://i.redd.it/yrepkf8dqcgg1.jpeg

Posted by Embarrassed-Yak670

Share.

6 Comments

  1. Embarrassed-Yak670 on

    Kurumsal hafızaya dönüşme gücü veren tek fonksiyonun meclis araştırma önergesi olduğunu düşünüyorum. O da reddediliyor. Araştırma önergesi verebilmek için meclisin yüzde 30 yeterli bence. 2 haftada bir limit koyulur. O zaman bahsettiğim sorun çözülür. Yani reddetmek için yüzde 50 değil yüzde 70 gerekli bence çünkü baştaki kimsenin işine gelmez sorguya çekilmek

    Yani soruna dair çözümüm önerge reddetmek için gereken çoğunluğu yüzde 70 çıkarmak ve önerge içerisinde konu ile ilgili en üst rütbeden an alta kadar sorumluların aldığı cezalar ne olduğu da dahil olacak.

  2. AccomplishedLight600 on

    ben kendi derdimdeyim ama kafamda kaliplastirmisim, aqp den olmaz diye, mahmut tanal iyi bi adam diye, chp ye her turlu verip bu isten kurtulcaz diye sonra biri cikip ne mutlu turkiyenin esit milletindenim diyene diyor oburu kürdler soyle sikintida diyor, ekrem’e bir sey demiyorum o da benzer ama baska secenegin yok, degerlerimiz yikiliyor ve soka ugruyoruz, ben umit ozdag i tercih ediyorum, muharrem ince nin gelmesinin de mantikli oldugunu dusunuyorum ama biri cocuk kitleye dustu diye siliniyor oburuyse surekli bi iyi oldugu bilinen ama tercih edilmeyen adam, bunlari gectim tepki cikarmak istesen etrafindan bunu cocukca yersizce amacsizca malca buldugunu soyleyenler cogunluk olunca bastiriliyorsun

  3. Türkiye’de kamuoyu bir işe sonuç almak için değil gazını almak için girişiyor. Bu tepkiler sosyal medyadan “bu kadarı da olmaz dediğimiz her şey oluyor >:( ” demekten öteye geçtiğinde bile gündemden bir hafta gibi bir süre sonra düşüyor ve örgütlü hareket edilmediği için bir sonuç alınamıyor. Bunun yanında herkes aman başıma bişey gelmesin derdinde.

    Bunun en iyi örneğini İmamoğlu Protestolarında gördük aslında. Millet Özgür Özel bizi dağıttı hüü diye ağlıyor ama protestolar karşılık veremeden polisten dayak yemenin ötesine gidemedi ve bayram gelince de hemen dağıldı.

  4. iz_hera_wilson on

    Her trajedi, kısa bir süre sosyal medyada görünürlük kazandıktan sonra, yeni bir olay tarafından hızla gölgede bırakılıyor. Bu hızlı unutma hali yalnızca bireysel değil, kolektif bir soruna işaret ediyor: Toplumsal Belleğin Tahribatı.

    … Kolektif Travma ve Duygusal Tükenmişlik: Sürekli travmatik olaylara maruz kalan toplumlar, zamanla duyarsızlaşabilir. Bu durum, psikolojide “Travma Yorgunluğu” ya da “Empati Tükenmişliği” olarak adlandırılır (Garfin, Silver & Holman, 2020). Türkiye’de yaşanan doğal afetler, kadın cinayetleri, çocuk istismarı vakaları ya da siyasi adaletsizlikler üst üste geldiğinde, bireylerin duygusal enerjisi tükenir. Bu da ya radikal bir tepkisizlikle sonuçlanır ya da bastırılmış öfke hâline gelir.

    … Medya Bombardımanı – Bilgi Değil, Gürültü: Neil Postman’ın (1985) uyarısıyla, modern medya “bilgi fazlalığı ama anlam eksikliği” yaratır. Sürekli değişen gündem, bireyin dikkatini bir olay üzerinde yoğunlaştırmasına izin vermez. Her yeni haber, bir öncekinin izini siler. Dijital medya platformlarında yaşanan bu gündem çarpışmaları, bireyleri anlamdan koparılmış bir izleyiciye dönüştürür. Aynı zamanda, bu enformasyon bombardımanı, bireyde “Haber Yorgunluğu” yaratır. Araştırmalara göre sürekli negatif haber tüketimi, kaygı düzeyini artırırken tepkiselliği azaltır (Garfin et al., 2020).

    Apatik Sendrom – Duyguların Donduğu Yer: Apatik sendrom, nörolojik olarak motivasyon kaybı ve ilgisizlikle tanımlanır (Marin, 1991). Ancak bu sendrom artık bireysel değil, toplumsal bir meseleye dönüşmüştür. Bireyler yaşadıkları çevresel adaletsizliklere karşı “elinden bir şey gelmeyeceği” hissiyle duygusal olarak geri çekilir. Bu da toplum genelinde yaygın bir kayıtsızlık hali yaratır: duyarsız ama yorgun bir çoğunluk.

    Sosyal Medyada Empatinin Erozyonu: Sosyal medya, hem trajedilerin duyurulmasını hızlandırır hem de onları görünmezleştirir. Her trajedi bir “story”, her öfke bir “retweet” olur. Empati artık kısa ömürlü bir etkileşim biçimidir. Araştırmalar, sosyal medyada sık sık kriz içeriğine maruz kalan bireylerin zamanla duyarsızlaştığını ortaya koymuştur (Day, 2019). Ayrıca, algoritmalar bireyin dikkatini çekmek için duygusal içerikleri abartarak sunar, bu da zamanla empatik tepkilerin mekanikleşmesine yol açar (Vinyl Culture, 2025).

    Psikolojik Savunma Mekanizmaları – Görmemek, Hatırlamamak, Kabullenmek: Freud’un tanımladığı “bastırma” ve “inkâr” mekanizmaları, bireyin travmatik olaylarla başa çıkmak için geliştirdiği zihinsel savunmalardır. Toplumlar da benzer şekilde davranır. Sürekli olarak şok edici olaylara maruz kalan birey, bir noktada bu olayları normalleştirmeye başlar (McGonigal, 2015). Bu, hayatta kalmak için geliştirilen bir savunmadır; ama bedeli ağırdır: vicdani yıpranma ve ahlaki çöküş.

    Kısacası, unutmak bir savunmadır, hatırlamak ise bir eylem. Toplumların belleği, sadece geçmişi değil; geleceği de şekillendirir. Eğer yaşanan tüm felaketler unutulursa, tekrar edeceklerdir. Bu yüzden hafızayı canlı tutmak, bir etik sorumluluktur. (İzel Merin Nalbantoğlu,2025)